Bir insanın hayatının sona ermesi gerektiğini ya da bu dünyadan çekip gitmesi gerektiğini hissetmesine ne sebep olabilir? Çoğu zaman akla gelen ilk şey, büyük bir trajedi yaşamış olmaktır; ardından hayatta kalmanın artık bir anlamı olmadığına dair inanç gelir. Hayatımızdaki anlam duygusunu yitirdiğimizde, artık uğruna mücadele etmeye değer bir neden kalmadığı düşüncesi insan ruhunu dehşete düşürebilir. Kendimize kurduğumuz bir hakikati kaybetmek mutlaka intiharın habercisi midir? Yoksa en küçük şeyin—tek bir dutun—bile hayatımıza dokunup anlamı geri getirebileceğini mi hatırlatmalıdır?
Arabada Bay Badii ile Bay Baghari arasındaki konuşma, benzer mücadelelerden geçmiş iki insanı gösterir. Baghari, hayatının anlamını yitirdikten sonra bir daha asla eve dönmemesi, yani yaşamına son vermesi gerektiğini düşünmüştür. Ama bir dut ağacının altında bir dut yediğinde, elinde dutlarla eve dönerken bulmuştur kendini. O dut, Kiarostami’nin açığa çıkardığı hakikatin bir metaforu olarak görülebilir: hayatın, bir meyve parçası kadar küçük bir şeyle bile yeniden anlam kazanabileceği. Bu, insan yaşamının yitirebileceğimiz maddi mülkler kadar değersiz olmadığını; tersine, hakikatlerimizi yeniden kurmak için sayısız olanağa sahip olduğumuzu gösterir. Bu bir kiraz, bir insan, bir kitap ya da hatta gelip geçen bir haz olabilir.
Bay Badii’nin sürdüğü yolları da bir metafor olarak okuyabiliriz: Belki de insan, kendi hakikatini keşfetmek için benzer yollardan geçmiş başkalarıyla karşılaşmalıdır. Böyle karşılaşmalar, en sağlam kanaatlerimizi bile sarsabilir ve bizi yalnızca bir saat önce olduğumuzdan bambaşka birine dönüştürebilir. Nitekim Badii, tüm hazırlıklarını yapmış, intihar etmeye kararlı bir şekilde yola çıkmıştır. Ama Baghari ile konuştuktan sonra geri dönüp şöyle demiştir: “Oraya geri gel ve bana taş at; belki vazgeçerim.” Bu kısa an, hayata tutunma nedenlerimizin tek bir insanla ya da küçük bir olayla—tıpkı bir dut gibi—nasıl değişebileceğini gösterdi.
Daha önce, ilahiyat mezunu biri de arabasına binmiş ve onu dini argümanlarla ikna etmeye çalışmıştı. Ama Badii’nin düşünceleri değişmedi; çünkü o adamla gerçekte aynı yolculuğu hiç paylaşmamıştı. Oysa Baghari ile benzer yollardan geçmiş, benzer düşüncelerle yüzleşmişti. Bu karşılaşma bize, kimin deneyimlerinin ve bakış açısının gerçekten bize ulaşacağını ve rotamızı değiştireceğini asla bilemeyeceğimizi öğretir.
İlgili Eserler
Bu yazıdan ilham aldıysanız, eserlere göz atın.